Gerçi ülke nüfusunun tam ne kadar olduğunu hiçbir zaman bilemedik. Milleti beş yılda bir evlere hapsedip tek tek saysak da yine de kaç kişi olduğumuz pek belli değil. 2009 yılında da durum değişmedi. Konu birazcık teknik, birazcık okuma yazma işi, birazcık organizasyon oldu mu, beceremiyoruz. On sene önce de “yetmiş milyon” olduğumuzu iddia edenler oluyordu, şimdi de. Kendi kentimizin, kendi beldemizin nüfusu kendimize –kendimiz saymış olmamıza karşın– meçhul. Hep: “aşağı-yukarı”…
Fakat ne kadar olduğunu tam bilmesek de çoğaldığımız belli. Bunu kabul etmemek elde değil. Durum çok açık. Beldelerimiz gittikçe büyüyor. Küçülen yerleşim merkezlerimiz sadece köyler, obalar veya yine kırsal yörelerden mahalle adını verdiğimiz bağımsız olmayan köyler, mezralar vb. Devlet olarak her ne kadar da bu küçük yerlerimizin günün koşullarına artık cevap veremez durumda olduğunu idrak edemiyorsak bile, vatandaş durumun farkında ve buralardan beldelere kaçıyor. Oralarda yerleşim, yaşam ve yönetim Osmanlı döneminin kalıntıları şeklinde… Ortak yaşam ve ortak kullanım mekanları göçebelik dönemininkilerden farksız. Yani meralar, taşlıklar, çayırlar, yaylalar ve hatta kışlalar söz konusu.
Yıl başında da, yıl ortasında da ve yıl sonunda da güncel konumuz, güncel yakınmamız aynı: kötü yönetiliyoruz! Devlet dediğimiz o yüce varlık vatandaşına her an hükmeden o kesim çaresizleri oynuyor. Savcısıyla, jandarmasıyla, gardiyanıyla birkaç yüz metrekare kapalı alanlara, birkaç yüz kişiye bile hakim olamadığı dönemleri yaşamadık mı? Bir avuç eşkıya hapishanelerde “kurtarılmış alanlar” yaratabildiler. Tanrım ne korkunç acizlik! Herhangi bir şekilde hapsettiği üç beş kişiye, hem de uzun yıllardan beri, hakim olamayan yönetim beni nasıl koruyacak? “İçerdeki” eşkıya devletimden daha güçlü olabiliyorsa, ya dışarıdaki eşkıya, hırsız, trafik canavarı uçan kuşlar kadar hür olamaz mı? Olur ve oluyor da.
Arabasının içine kurulan canavar bütün yolları kendisinin olarak biliyor. Başkasına adeta yaşam hakkı tanımıyor. Diğer sürücüler onu rahatsız ediyor. Onlara kızıyor, onları sıkıştırıyor, korna ve selektörle çekilmeye zorluyor, sollayamıyor ise sağlıyor, el kol işaretleri yapıp efeleniyor... Neden yapmasın? Onun için yollar kurtarılmış bölgeler, ortak yaşam mekanları değil. Çok rahat bir şekilde izmaritini de atıyor pencereden, bira kutuları dahil diğer bütün çöplerini de.
Trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım!
Belki başka bir ülkede. Kendi donunu tutmakta güçlük çekmeyen, kurtarılmış bölgelere fırsat vermeyen, uyaran vatandaşının ardında olabilen bir yönetimde.
Trafik, ortak mekanları kullanarak yapılan her tür ulaşım harekatıdır. Ortak mekanları eşit olarak vatandaşlarının faydalanmasına açık tutan devlettir. O mekanların kurulmasını, onarımını ve temizliğini devlet organize etmelidir. Yoksa kurtarılmış bölgeler ve devlet dışı yönetimler, yani mafya hortlar. Kaba kuvvet değil, akıl güçlü ve daimdir.
Devletimizin güçlenmesi demek ve güçlenmesini istemek, eşkıyaya, canavara, dış mihraklara karşı vatandaşına güven sağlamasını istemekle eş anlamlıdır. Yaz aylarının sıcak günlerini yaşarken içimizi serinleten hoş duyguların başında umut vardır. Cehaletten, kötü niyetten, kaba kuvvetten, kötü yönetimlerden, pislikten, zevksizlikten ve çağ dışılıktan kurtulma umudu.